29 Aralık 2013 Pazar

Fenerbahçe İlk Yarı Değerlendirmesi: 41 Kere Maaşallah

41 puan ilk yarılar sonunda kolay kolay görebildiğimiz bir puan değil. Bu puana ulaşan Fenerbahçe’nin ilk yarı genel performansına baktığımızda bunu gereçekten hak ederek aldığını görüyoruz.

Sezon başı Ersun Yanal’la ilgili çoğu futbolseverin Fenerbahçe’yi kaldırıp kaldıramayacağı ile ilgili ciddi soru işaretleri vardı. Bu üstün performans için aslan payını ben Ersun Hoca’ya veriyorum. Kendi takımını yarattığını söylemeliyiz.


Fenerbahçe Parreira döneminden beri arada Zico’lu dönemi saymazsak hep bekleyen pas yapan skoru korumaya yönelik bir takım oldu. Ersun Hoca ilk yarı itibariyle bunu tamamen yıkmayı başardı. 3’ü 4’ü 5’i arayan bir takım yarattı. Üstelik de felaket bir sezon başlangıcı yaşanmasına rağmen.

Futbolcu performanslarını değerlendirecek olursak Caner Erkin tartışmasız ilk yarının yıldızı olarak öne çıkıyor. Sezon başında Kadlec transfer edilmiş elde Hasan Ali varken biri bize tüm maçlarda Caner sol bek oynayacak orada da 9 asist yapıp 2 gol atacak deseler gülerdik. Ama Caner taraftarının yüzünü muhteşem performansıyla güldürdü ve güldürmeye de devam edeceğe benziyor.


Gelelim Ersun Hoca’nın ilk yarı boyunca inanılmaz efektif kullandığı ofans hattına. Emenike, Sow, Webo, Kuyt dörtlüsü yabancı sınırlamasına rağmen bu kadar efektif kullanılamazdı sanırım. Her biri birbirine nazire yaparcasına attı, attırdı. Yalnız ben bu bölgeye kulübeyi zenginleştirecek bir yerli takviyesi yapılması gerektiğini düşünüyorum ikinci yarı. İlk yarı hiç sakatlık, ceza v.b. problem yaşanmadığını unutmayalım. Sistemi işletecek bir yerli forvete ihtiyaç duyulabilir.

Meireles bence Fenerbahçe adına ilk yarının hayal kırıklığı oldu. Geldiğinden beri genel performansına bakacak olursak faydasından çok zararı oldu. Uygun alıcı bulunursa satılmalı artık bence. Holmen gereksiz bir transfer demiştik. Nitekim kalabalık orta saha rotasyonunda şans bulamadı. En istikrarlı isim bu bölgede Mehmet Topal’dı. Ersun Yanal’ın 3 orta sahalı düzeninde çok önemli bir görevi vardı ve hatasıza yakın oynadı. Emre bildiğimiz gibi bir var bir yoktu. Cristian bitti denilirken bir anda forma buldu ve bir daha formayı üzerinden çıkarmadı. Meireles’i 18 dışına itti. Ama zaman zaman oyun içinde kayboluşu devam ediyor. Bir türlü işte budur transfere ihtiyaç yok diyemiyorsunuz Cristian takımda oldukça.

Yenilerden Alper bazı maçlarda iyi olmasına rağmen kalabalık rotasyonda sürekli forma şansı bulamadı. Ama bölgesinde yaşı ve oyun tarzı nedeniyle çok değerli bir parça.

Defansa gelince… Belki salt defans oyuncusu demek yanlış onlara… Caner ve Gökhan Gönül varsa kanat beklerinizde çok farklı bir takım oluyorsunuz. Yazının başında Caner’den zaten bolca bahsettik. Sakatlıklarla boğuşmasına rağmen Gökhan’da bildiğimiz gibiydi yine.

Bruno Alves stoper mevkiine inanılmaz bir sertlik ve özgüven getirdi. Egemen’le birlikte iyi bir ikili oldular. Kalede Volkan ve Mert oldukça gözünüz arkada değil.

Ben ikinci yarı kulübeye yapılacak bir yerli forvet takviyesi dışında takviye gerektiğini düşünmüyorum. Bu isim kim olur derseniz çok fazla isim akla gelmese de bu bölgede sıkıntı yaşanabilir. Onun dışında Ersun Yanal’ın oluşturduğu takım kimyasını bozacak bir transfer bence takıma zarar verir. Hatta oynayamayan Yobo,  Holmen, Kadlec gibi yabancılar gönderilmeli.

Bir de Ersun Yanal takımları ligin ikinci yarsında düşüşe geçer diye bir hurafe var. Ersun Hocanın bu ilk büyük takım tecrübesi ve elinde geniş bir kadro var. Bu kadroyu da çok efektif kullanıyor. Avrupa ve Türkiye kupası’nda olmamak da bu açıdan ikinci yarı için avantaj sayılabilir. 

24 Eylül 2013 Salı

Ersun Yanal ve Yeni Fenerbahçe Düzeni

Ersun Yanal, Fenerbahçe'ye geldiği ilk zamanlarda çok bocalamıştı. Benim de yerden yere vurduğum zamanlar oldu. Çünkü Ersun Yanal'ın belli bir oyun yapısı vardı ve takım ayırdetmeksizin uygulardı. Fenerbahçe'de bunu göremeyince yeni tas eski hamam mı olacak acaba diye düşünüyordum. Çünkü takım hala geriye yaslanma psikolojisini atamamış, saldıran takım olma hüviyetine yine ulaşamamış görünüyordu. Bu 10 senelik kanayan yara devam mı edecek diye düşünürken, Ersun Yanal'ı her gün çok sert eleştirirken, zamana ihtiyacı olduğunun da farkındaydık. Belli ki sezon öncesi kamp programı Ersun Yanal'ın takıma katmak istediği sistemi uygulamaya geçirmesine yetmemişti. Oyuncular da bu sistemi anlamak için zamana ihtiyaç duydu. Ama son 3-4 maç yine bazı sıkıntılar devam etse de bir gelişim olduğu açık. Peki nedir bu Ersun Yanal'ın yeni sistemi? Neye dayanıyor? Mentalitesi ne? Hep beraber inceleyelim.


Ersun Yanal'ın Fenerbahçe'si de geriden oyun kuran bir takım. Tıpkı Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'si gibi. Egemen ve Bruno Alves'i kenarlara atıp Topal'ı ortaya alıyor. Böylece rakip forvetleri kenarlara çekip ortasahayı rahatlatıyor. Bu hareketin bir avantajı daha var... Ersun Yanal için bek diye bir terim yok futbolda. Fenerbahçe'de sağ ve sol bek diye bir kavram yok. Medyadakiler ezberden konuştuğu için çoğu kişi bunu göremiyor. "Ersun Yanal Arda'yı sağ bek oynattı" denilen ama aslında Arda'yı Arda yapan bu hareketti. Çünkü Arda sağ bek değil sağ açık gibi oynuyordu. Fenerbahçe'de de Caner ve Gökhan Gönül'ün pozisyonu şu : "Geriye yardım eden kanat oyuncuları." Caner'in bu sistemde parlaması tesadüf mü sanıyorsunuz? Yaptığı istatistikler Mesut Özil kıvamında. Bu tesadüf değil.

HÜCUM DÜZENİ

Alves ve Egemen kenarlara açılınca ortadaki boşluğa Topal geçiyor. Yada Selçuk. Kim oynuyorsa artık. Gökhan ve Caner bu oyun kurma evresinde sağ ve sol açık pozisyonunda yer alıyorlar. Böylece Sow ve Kuyt'ın bölgesine geçmiş oluyorlar. Bu da Fenerbahçe'ye Sow ve Kuyt'ı kanatlardan alıp farklı opsiyonlarda kullanmasına olanak sağlıyor. Savunma ortasahaya kadar çıkıyor. Topu ayağına alan stoper topla ileri çıkıyor. Tabi bunun için genellikle Bruno Alves tercih ediliyor. Sow, Webo'ya yaklaşıp forveti ikiliyor, Kuyt ise ortasahaya destek oluyor. Böylece taktik dizilişten de görüleceği üzere Fenerbahçe, kanatlardan bek görünümlü açıklarıyla, orta bölgeden de 5 kişiyle (2 forvet-3 ortasaha) destek alıp tam 7 kişiyle hücum ediyor. 



SAVUNMA DÜZENİ

Top rakipteyken, Ersun Yanal önde baskıyı felsefe edinmiş bir hoca. Takımın sistemini de bunun üzerine kuruyor. Topa sahipken, hücum düzeninde sezon başına göre çok büyük ilerleme kaydettiler ama top rakibe geçince önde yardımlaşmalı etkili pres konusunda hala zayıf Fenerbahçe. Rakip, bu bilinci oturmamış presi 2-3 pasla çok rahat geçiyor. Böylece oyunu önde oynamak isteyen Fenerbahçe, rakip ortasahayı ne zaman geçse, aşırı eforla geriye dönüp bekleyerek dinlenmek zorunda kalıyor ve zamanla oyundan düşüyor.











"KOŞU MESAFESİ"

Son zamanlarda Aykut Kocaman'ın gidişi sonrası uykuya geçirilen "Koşu Mesafesi" terimi, Ersun Yanal'ın gelişi ile medya tarafından tekrar uyandırıldı. Koşu mesafesini hiçbir zaman kafaya takan biri olmadım. Ersun Yanal'ın da taktığını sanmıyorum. Zaten bu olay direk kondisyonla alakalı. Kondisyonu zayıf takımdan hayır gelir mi? Gelir diyen olmaz. Ama koşu mesafesi diyince herkes burun kıvırıyor. "Messi koşuyor mu sanki?" diyenler bile var. Messi 9 km bile koşmuyormuş. Koşmaz tabi. Çünkü onun her koşusu bilinçli. O yüzden dünyanın en iyi 2 oyuncusundan biri. Dünyadaki tüm oyuncuların 15 km koşarak yapamayacağı şeyleri o 5 km koşarak yapıyor. Bu yüzden en iyi. Bunu anlayamıyor futbol kamuoyu.

Ersun Yanal'ın sisteminde "Bilinçli" koşu mesafesinin önemi var. Çünkü önde basan, pres uygulayan bir takım yaratmak istiyor. Bek kavramını silip, defansif kanat oyuncuları yaratmak istiyor. Tüm kanadı tek başına kullanacak bu oyuncular. Tabiki koşacaklar. Koşuyorlar da. Bu yuzden başarılı Caner ve Gökhan. Olumlu tepki verdiler. Mesut Özil gibi istatistik yaptı Caner. Kolay değil.


Rakip 2-3 pasla ortasahanızı geçerse maçı bitirmeye kondisyonunuz yetmez. Bu yüzden koşan adamlara ihtiyaç var. Bilinçli koşan adamalara... Sahada boş boş gezinen Cristian ile bunu yapabilir misiniz? Olmaz. Bu yüzden oynamıyor zaten. Elazığspor maçında Cristian'ı kazanmak istedi ama yine olmadı. Sow ise olumlu tepki verdi. Tepkisiz, heyecansız, mücadele etmeyen oyuncuları kullanmayacaksınız. Ortasahada tek yönlü adam kullanmayacaksınız. Çağın gereği bu. İşte bu yüzden Cristian bir an önce gönderilmeli.

Fenerbahçe zamanla daha da iyi olacak. Futbolcular sistemi kavradılar. En azından hücumda. Savunmada ise nasıl etkili pres yapılır, yardımlaşma nasıl olur henüz tam oturtamadılar. Presi yapamayınca kondisyon anlamında da sıkıntılar oluyor. Çünkü daha fazla efor sarfediyorlar. Bunu da aştıklarında Fenerbahçe'yi daha güzel günler bekliyor olacak.

6 Eylül 2013 Cuma

KANAYAN YARA: TRANSFER (3.BÖLÜM)

İlk 2 bölümde Türkiye’de yapılan genel transfer hatalarını ve 3 büyük kulübümüzün transferlerini değerlendirmiştik. 

Devam edelim.

Trabzonspor

Sezon sonundaki genel kurulla yönetim değişikliğine giden Trabzonspor yeni başkan İbrahim Hacıosmanoğlu’nun radikal tavırlarıyla ani bir teknik direktör değişikliği yaşadı. Geçen sezon sonuna doğru Trabzonspor Tolunay Kafkas önderliğinde iyi futbol oynamaya başlamış, zaman zaman gollü galibiyetler almıştı. Futbol takımı camianın içinden gelen , geçen sezon özellikle kupada akılda kalıcı performans sergileyen 1461 Trabzon’un hocası Mustafa Reşit Akçay’a emanet edildi. Bununla birlikte “öze dönüş” politikasının benimseneceği sıkça dile getirilmeye başlandı ve 1461 Trabzon’dan Yusuf, Fatih gibi isimler kadroya dahil edildi. Bu herkese sempatik gelen dünyada bir çok kulübünde benimsediği bir sistem. Alt yapı politikası Trabzon’u 4. büyük yapan yegane unsur da denilebilir. Transfer sezonu özelinde buraya kadar her şey normal ve kabul edilebilir. Ancak bundan sonra her şey garipleşmeye başladı.

Chelsea’den tanıdığımız Malouda ve Bosingwa bonservissiz transfer edildi. İkisi de kariyerli oyuncular ancak oynadıkları mevkilerde potansiyelli Trabzon orijinli Zeki Yavru ve Yusuf gibi oyuncuların olması tezat oluşturdu. “Öze dönüşün” yaşanacağı söylenen bir sezonda ilk transferlerin öze dönüş için en uygun potansiyeldeki oyuncuların olduğu mevkilere yapılması ciddi bir ironi…

Takımın geçen seneki en önemli eksikleri forvet ve sol bek mevkilerindeydi. Özellikle Halil Altıntop’un gidişiyle forvet mevkiinde sadece Henrique kalmıştı. Trabzonspor taraftarı transfer dönemi boyunca forvet bekledi ama transferin bitimine 1 gün kala hala oyuncu alınmamış durumda bu mevkiye… Sol beke de halen transfer yok ve sol açıktan devşirilen Olcan’la bu mevki doldurulmaya çalışılıyor.

Plansız ve git-gellerin yaşandığı bir transfer sezonu Trabzonspor için geride kalıyor. Şişkin de bir yabancı kadrosu var elde. 1 forvet alınmadan transferin kapatılmayacağını düşünsem de, Trabzonspor’u yine sıkıntılı bir sezonun beklediğini düşünüyorum.


Kısa kısa Anadolu kulüplerimize de değinelim.

Bursaspor; Türk tipi antrenör kıyımı yaşadı sezon başında. Avrupa’dan erken elenişin faturası Hikmet Hoca’ya kesildi. Ellerinde geçen sezondan iyi bir kadro vardı. Eksik mevkilere önemli transferler yaptılar. Bence transferi Türkiye’de iyi beceren kulüplerden Bursa… Taiwo ve Frey tüm dünyanın tanıdığı isimler. Alt yapıdan her sene 1-2 oyuncu takıma giriyor. Bu sene de Enes’in ismini sık sık duyacağız. Türkiye’de artık herkesin kabul etmesi gereken bir Batalla gerçeği var. Avrupa kupalarının dışında kalmaları çok büyük sürpriz olur. Daum etkisiyle zirveyi bile zorlayabilirler. 

Kasımpaşa; geçen sene göreve gelen paralı yönetimin etkisiyle tanınmış isimleri Türkiye’ye getirmeye başladı. Bu sene de Babel, Donk, Scarione gibi maliyetli transferleri var. Genel olarak elde iyi oyuncular olsa da omurgada sıkıntı var. Orta sahada defansif yükü çekecek iki yönlü oynayabilecek oyuncu sıkıntısı var. Defansta da alternatif açısından zenginlik yok. Forvet, sağ ve sol açık mevkilerinde ciddi yığılma var. Ligi geçen seneye yakın yerlerde bitireceklerdir. Yukarısı bence hala çok zor.

Eskişehirspor; transferi nispeten sessiz geçirdi. Ertuğrul Sağlam en önemli takviye bana göre Ersun Yanal sonrası. Alper Potuk’un mevkiine Ndiaye transfer edildi. Ligimizi tanıyan bir isim. Bienvenu ile forvet alternatifi arttırıldı. Bu sene Eskişehir’de bence en çok gençleri konuşacağız. Erkut, Aytaç ve Tarık adlarından çok söz ettirecekler. Son gün hamlesi Erman Kılıç’ta çok değerli. Her sene belli bir kaliteyi yakalayan Eskişehir’in sıkıntısız bir sezon yaşayarak, geçen sezonki sıranın üstünde ligi bitireceğini düşünüyorum.

Kayseri; geçen seneki kadroyu bozmadan 1-2 takviye yaparak sezona girdi. Çok ucuza alıp sattıkları yerli, gurbetçi, yabancı oyuncularıyla Türkiye’de scoutingi ve transferi en iyi beceren takım olarak göze çarpıyorlar. Geçen sene gol yükünü çeken Bobo’nun uzun sakatlığı büyük sıkıntı. Üstüne bir de Nobre sakatlanınca şu anda forvetsizler. Jaja sorunlu bir oyuncu olmasına rağmen kalitesiyle 2. Haftadan takıma katkı sağlamaya başladı. Eren Güngör’ün neden satıldığını anlamadım ki henüz ilk haftada gelen şanssız Simic sakatlığı takımı stopersiz bıraktı. Transferin son günü eksik bölgelere takviye yapabilirler. Belki de sorunu geçen sezonlarda gördüğümüz gibi şu anda isimleri pek bilinmeyen gurbetçi ve gençlerle çözerler. Her şeye rağmen sezonu ilk 10’da bitireceklerdir mutlaka…

Karabükspor; bu sene benim transferde en çok takdir ettiğim kulüp. Ucuz maliyetlerle çok iyi bir omurga kurdular. Son Pedersen hamlesiyle eksik forvet mevkiini de doldurdular. Waterman PSV görmüş, güvenilir bir kaleci keza yıllardır Fransa’da oynayan Nancy’nin kaptanaı Puygrenier yine çok önemli bir hamle. Samba Sow’da ikinci ligden alınmasına rağmen milli takımında oynayan ve ilk 3 haftada oynadığı futbolla beğeni toplayan bir isim. Yedek kulübesini de Furkan, Beykan gibi gençlerle takviye ettiler. Eren Güngör’de yerli rotasyonu açısından önemli bir hamle. Lua Lua, Mabiala, Hakan Özmert gibi isimler de takımda kaldı. Tolunay Kafkas yönetiminde Karabükspor benim bu seneki sürpriz adayım. İlk 10’un altına düşmeyip ligi iyi bir yerde bitireceklerini düşünüyorum.

Sivasspor; belki de bu  sene en radikal değişiklik yaşayan süper lig ekibi. Antrenöründen 3-4 senedir takımı taşıyan Ermanlı, Eneramolu kemik kadrosuna kadar çok ciddi değişim yaşadılar. Roberto Carlos hamlesi herkesi şaşırttı. Carlos’un iyi yabancı seçimleri yaptığını söylemek lazım. Cicinho, Utaka, Da Costa ilk haftadan takıma katkı yapmaya başladılar. Ancak geçen hafta yaşanan Fenerbahçe bozgununda da görüldüğü gibi kırılgan bir kadroları olduğunu düşünüyorum. İyi yabancıları var ama yerli rotasyonları çok dar. Yıllardır kaleci sorununu çözemediler. Zaman zaman sıkıntı yaşayacaklarını ligi 10-15. Sıralar arasında bitireceklerini düşünüyorum.

Antalyaspor; geçen senenin flaş ekibiydi. Ama sezon sonunda ne olduysa kaos ortamı oluştu kulüpte. Yıllardır Mehmet Özdilek akıllı hamleleri, doğru transferleri ile kulübü belli bir standartta tutmayı başarmıştı. Ama hem başkan, hem teknik direktör hem de kadro sezon sonunda ciddi değişime uğradı. Baros ülkemize geri döndü. 10-15 arası gol sayısını tutturacaktır. Ben Antalya’yı sıkıntılı inişli, çıkışlı bir sezonun bekledğini düşünüyorum. Geçen seneki başarıyı yakalayamayacaklardır.

Çaykur Rize; 3-4 yıllık bir aradan sonra ligimize dönüş yaptı. Rıza Çalımbay ile önemli bir teknik hamleyle transfer sezonuna başladılar. Futbolcu transferini de iyi geçiren kulüplerimizden oldular diyebilirim. Ali Adnan transferinde emeği geçen herkesi kutlamak lazım. İlk haftadan ligimizin tozunu atmaya başladı. Rize ondan ciddi paralar kazanacak. Yeni çıkan takımların düştüğü kadroyu tamamen değiştirme yanlışına da düşmediler. 1. Lig- Süper Lig kadro sentezini iyi yaptılar. Diğer yabancı transferlerinden de ilk haftadan katkı almaya başladılar. Rıza Çalımbay takımlarının standartına Rize’nin de ulaşacağını sıkıntısız bir sezon geçirecekleri düşünüyorum. İlk 2 haftada görüldüğü gibi özellikle iç saha maçlarında çok tehlikeli bir rakip olacaklar sezon boyu.

Erciyesspor; Fuat Çapa hamlesi ile girdi sezona. Fuat Çapa kendi ile beraber Gençlerbirliği kadrosunun yarısını da Erciyes’e taşıdı. Cem Can, Azo, Yasin, Vlemincks daha önce Fuat hocayla çalışan ve şu anda Erciyes’te ilk 11 çıkan oyuncular. İlk haftalarda takım olamadıklarını gördük. Özellikle takım savunmasında ciddi sıkıntıları var. Son gün Milan’dan Traore’yi aldılar. Rize’nin aksine kadroyu tamamen değiştirme yanlışına düştükleri söylenebilir. Bence bu sene Erciyes sıkıntılı bir sezon geçirebilir. Savunmadaki sıkıntıları çözemezlerse düşme adayı bile olabilirler.

Gençlerbirliği; kadrodan 3-4 ilk 11 oyuncusu kaybetse de çok fazla transfer yapmadı. Metin Diyadin inandığım bir teknik adam. Takımdaki tek net forvet Stancu. O da geçen sene takımın gol yükünü çeken Vilemincix’ten çok farklı bir oyuncu. Stancu'nun alternatifi ise yok. Mervan Çelik her transfer sezonun da çok adını duyduğumuz bir isimdi ve bu sene Gençlerbirliği’ne geldi. İlk haftalarda Metin Diyadin’den geçer not alamadığını gördük. Elde kısıtlı bir kadro var ve sezon boyu bu sıkıntıyı çekecekler. Az gollü Gençlerbirliği maçları izlememiz yine muhtemel bu sene..

Akhisar Belediye; geçen sezonun ikinci yarısında taraflı tarafsız herkesin desteğini alarak büyük bir iş başarmış ve ligde kalmıştı. Bu sezona geçen seneki kadroyu fazla bozmadan giriyorlar yine. Bonservissiz çok düşük bütçeli transferler yaptılar yine. Gekas çok önemli kayıp tabii ki. Belki yine düşmenin en büyük adayılar ama oturmuş takım savunmalarıyla yine çok canlar yakacaklarını söylemek yanlış olmaz.

Gaziantepspor; son 2 sezondur ciddi ekonomik kriz yaşıyor. Bu sene de çok fazla transfer yapamadılar. Bülent Uygunla yola devam ediyorlar. Elde dar bir kadro var. Benim düşme adaylarımdan, sezon boyu sıkıntı çekecek başka bir takım.

Torku Konyaspor; sezona flaş Fenerbahçe galibiyeti ile başladı. Elde 1. Ligden bazı oyuncuları tutmalarına rağmen çok fazla transfer yaptılar. Takım olmaları zaman alacak. Gekas’ı da transferin son günlerinde takıma katmayı başardılar. Itandje güvenilir bir kaleci.. Uğur Tütüneker kadroyu ne kadar kısa sürede kaynaştırabilirse o kadar az sıkıntı yaşarlar. Sezonu düşme potasına yakın yada lige veda ederek bitirmeleri muhtemel.

Elazığspor; geçen sezon Yılmaz Vural etkisiyle ligde kalmayı başarmıştı. Bu sene hem teknik heyette hem kadroda ciddi değişiklik yaşadılar. Yıldıza dayalı olmayan bir sistemleri var 2 sezondur. Sollied çalıştırdığı takımlarla kupalar kazanmış bir hoca. Kazanma ruhunu takıma ne kadar yansıtabilirse o kadar başarılı olacaklardır.

BİTTİ.

26 Ağustos 2013 Pazartesi

KANAYAN YARA: TRANSFER (2.BÖLÜM)

Yazının ilk bölümünde Türkiye'deki genel transfer sıkıntılarına değinmiş, buradan yola çıkarak Fenerbahçe'nin bu sezonki transferlerini değerlendirmiştik.

Devam edelim.

Galatasaray

Sezonu şampiyonlukla bitiren Galatasaray yabancı kısıtlamasından en çok etkilenen takımlardan biri konumunda. Sezonun bitmesiyle geçen seneki en sıkıntılı bölge olarak göze çarpan stoper bölgesine uzun süredir konuşulan Chedjou transferi gerçekleştirdi.

Ligin ikinci yarısında uzun süre konuşulan Alper Potuk transferi ise Fenerbahçe’nin devreye girmesi ile gerçekleşmedi. Yabancı sınırlaması ile ilgili kararı uzun süre bekleyen Galatasaray anlaşma aşamasına geldiği bir çok oyuncuyu şişkin yabancı kadrosu nedeniyle imza attıramadı. Sol bek için iki yıldır ismi geçen Carlinhos transfer edilemedi. Daha önce Fenerbahçe için bahsetmiş olduğumuz transferde isimlere takılma hastalığı Galatasaray’da da var. Hep aynı isimler konuşuluyor. Farklı alternatiflere gidilemiyor. Carlinhos da bunlardan biriydi. Hem yabancı sınırı hem de istenen yüksek bonservis bedeli, bu transfere engel oldu. Geçen sene sol bek mevkii sol kanattan devşirilen Riera ile götürülmüştü. Zaman zaman aksasa da Riera sezonu beklenenden iyi bir performansla götürdü. Ancak bu seneki kısıtlama Riera’nın 18 dışında kalmasına neden oluyor ve o bölge performansı sıkça sorgulanan Hakan Balta ile ne kadar idare edilir soru işareti.


Diğer transfer ise Erman Kılıç oldu. Erman vasatın üstü bir yerli oyuncu ve Galatasaray’a rotasyonda katkı sağlayacaktır mutlaka. Bonservissiz alınması yıldız bir oyuncu olmasa da bence transfer başarısı. Daha önce Selçuk, Elmander, Drogba örneklerinde de gördüğümüz gibi futbolcuya verilen yüksek ücretten bağımsız GS bedelsiz transferi iyi beceren bir kulüp. Ama onlar da kulüplerimizin kısıtlama nedeniyle “olmuş” oyuncuya yönlenmesi nedeniyle futbolculara yüksek ücretler veriyorlar ve göndermekte sıkıntı çekiyorlar.

Geçen hafta Elmander’le yollar ayrıldı. Bu yabancı kontenjanında 1 açık demek.  Yaz transfer sezonu başladığından beri konuşulan Bruma transferi gerçekleşebilir. Fatih Terim’de gidenler ve gelenler olabileceğini söylüyor. Bu hafta GS’de transferde hareketli dakikalar yaşanabilir.

Genel bir değerlendirme yapacak olursak geçen seneki gibi kuvvetli bir 11 var. Yabancı kısıtlaması nedeniyle kimin sürekli tribüne çıkacağı GS’nin başını sezon boyu ağrıtacak bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Melo’nun alternatifsizliği, sol bek sıkıntısı yine en büyük problemler. GS’nin bana göre geçen seneki 3 büyük probleminden ikisi az önce saydığım sıkıntılardı. Diğeri ise stoper… Chedjou bence iyi bir transfer ve eksiğin biri onunla tamamlandı. Ancak diğer iki önemli eksik devam ediyor.

Beşiktaş
Geçen sene FEDA sezonunu yaşayan Beşiktaş sezonu düşük maliyetli transferlerle geçirmişti. Bu sezon ekonomik durumu biraz daha düzeltince daha maliyetli oyunculara yönelindi.

Öncelikle kaleden başlayalım. Tolga Zengin transferi hem yabancı sınırlaması hem de yıllardır o bölgede yaşanan sıkıntı düşünüldüğünde çok önemli bir hamleydi. Bence bu sene BJK’nin en önemli transferidir Tolga.

Defansa geldiğimizde geçen sene takımın değişmezlerinden olan ve bence çok göze çarpmasa da önemli bir performans gösteren Hilbert’le yollar ayırıldı. Yerine Serdar Kurtuluş transfer edildi. Hilbert kadar ofansif bir oyuncu olmasa da milli takımda oynayan önemli bir bek Serdar. Ancak takımı bir tık yukarıya taşıyacak bir performans beklememek gerekir. Stoperde en güvenilir isim yine Sivok olacak. Yanında ki partneri kim olacak belli değil. Bilic Escude’yi denedi ilk olarak. Ancak son Tromso maçından sonra yaptığı hatalar nedeniyle yerini Pedro Franco’ya bırakması muhtemel. Büyüklerimizden alışık olmadığımız potansiyelli genç bir yabancı oyuncu transferi Pedro Franco. Henüz fikir sahibi olacak kadar izleme şansım olmadı ancak çok olumlu referanslar var onunla ilgili. 


Gelelim yıllardır Beşiktaş’ın en problemli bölgesi olan sol bek mevkiine... Elde bu bölgede oynayabilecek oyuncuların tamamı ya uzun süredir sakat ya da stoperden devşirme.. Bu mevkiide istikrarlı performans alınamıyor bir türlü. Transfer de yapılmadı. Transfer sezonunu bitmeden bir takviye gelebilir ancak her halükarda çok geç kalındığını söyleyelim. Konuşulan isimlerden ise Büttner bence Beşiktaş için doğru tercih olacaktır.

Orta saha için defansif oyuncu eksikliği Atiba Hutchinson ile kapatıldı. Yıldız bir oyuncu olmasa da orta sahada defansif yükü çekecek gerekli bir hamleydi Hutchinson Beşiktaş için. Müzmin sakat Sezer Öztürk ise Gökhan Töre ile birlikte Beşiktaş’ın orta saha rotasyonuna eklediği diğer bir oyuncu. İkisi için toplamda az bir para çıkmadı Beşiktaş’ın kasasından. Performanslarıyla yapılan masrafı karşılayabilecekler mi göreceğiz.
Ömer Şişmanoğlu ve Enaramo ise ilk 11 için değil kulübeyi zenginleştirmek için yapılan transferler. Sakatlık problemi yaşamazsa Enaramo ileride ilk 11’i zorlayabilecek bir oyuncu.

Bence bu sene Beşiktaş’ın en kritk hamlesi Önder Özen. Geçen sene NTVspor’daki yorumları ile herkesin tanıdığı ve takdir ettiği bir isim… Futbol aklı çok önde bir isim. Eğer sağlıklı çalışma ortamı sürekli kılınabilirse Beşiktaş’ta önemli işler yapacağına inanıyorum. Her ne kadar eksikler olsa da bu seneki transfer politikası da bence Önder Özen etkisiyle daha oturaklı Beşiktaş’ta.

Son bir genel değerlendirme yapacak olursak takımın temel direkleri olan Fernandes ve Almeida’nın sözleşmelerinin sezon sonunda bitecek olması ciddi bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Sözleşme yenilenmezse beklenen performansı sergileyebilecekler mi soru işareti. Sol bek ve sağ açık pozisyonlarında da ciddi eksiklik var. Transfer yapılır mı? Yapılırsa bu saatten sonra ne kadar uyum sağlar belli değil. İlk 11’de olmazsa olmaz yabancılar Sivok-Fernandes-Hutchinson-Almeida olarak ilk etapta düşündüğümüzde sınırlama Beşiktaş’ı çok zorlamaz gibi duruyor.

Bundan sonraki yazı : Trabzonspor ve diğerleri…

23 Ağustos 2013 Cuma

KANAYAN YARA: TRANSFER (1.BÖLÜM)

Her transfer döneminde aynı filmi izliyoruz. Sezon başı, sezon sonu fark etmiyor. Kuluplerimiz transferde hep bir yerleri eksik bırakıyor. Buna bir çok neden sayabiliriz. Ama ben 4 temel yanlış üzerinde yoğunlaşacağım.
  •   Yıllardır devam eden son yıllarda iyice saçma bir hal alan yabancı sınırlaması.
  • “Scouting”(futbolcu izleme) sistemini kulüplerimizin bir türlü benimseyememesi. Buna önem verilmemesi.
  • Karanlık yönetici-menajer ilişkileri.
  •  Futbolculara verilen yüksek transfer ücretleri.
Kulüplerimiz özelinde yukarıdaki başlıklara göre şu ana kadarki 2013 yaz transfer dönemindeki sıkıntıları irdeleyelim.

FENERBAHÇE

Yıllardır transferde temel mevkilerinden birini sürekli eksik bırakan bazı mevkilerdeki futbolcu sayılarını hep şişiren kronik transfer hastası kulübümüz. Yapılan transferle bakalım. Öncelikle saçma yabancı kısıtlamasının Fenerbahçe’yi ciddi sıkıntıya soktuğunu söylemeliyiz. En verimli transfer sezon bitmeden yapılan transferdir bana göre. Antrenörünüz belliyse eksikleri belirleyip ona göre transferde erken davranmak en mantıklısı. Aykut Kocaman’la devam edileceği planlandığından transfer girişimlerini erken yapıldı bu sene. Ancak sezon sonunda önceden planlı olmayan bir şekilde Aykut Hoca ile yollar ayrıldı. Ancak gelinen durumdaki tabloya bakıldığında Aykut Hoca döneminde planlanan oyuncuların alındığı gözüküyor.

Fenerbahçe yıllardır hep transfere gereğinden fazla yüksek bedeller ödeyen, bedava transfer nerdeyse hiç yapamayan bir kulüp olarak göze çarpıyor. Alves stoper rotasyonunda Fenerbahçe’nin ihtiyacı olan bir transferdi. Bence bu seneki en verimli transfer de o zaten. Türkiye’de kalıcı bir iz bırakacağına inanıyorum. 5,5 m. Euro’luk bonservis bedeli ise dünyanın çoğu yerinde stoper için yüksek bir bedeldir. Ancak yabancı sınırlaması “olmuş” oyuncuya yönlendirdiğinden kabul edilebilir bir transfer.


Michal Kadlec geçen sezon neredeyse hiç maç oynamamış bir oyuncu. Sol bek mevkiinde Ziegler’in gidişiyle doğan eksiklikten dolayı transfer edildi. O mevkide Hasan Ali var. Potansiyeli büyük olan oynadıkça kendini geliştiren bir oyuncu Hasan Ali.  Gökhan Gönül kadar olmasa da aynı tarzda oynayan enerjik, ofansif bir bek… Eğer Fenerbahçe’ye yabancı sol bek transfer edecekseniz bu oyuncu ya Hasan Ali’nin çok önünde olacak, tartışmasız bu oyuncu oynar diyeceksiniz yada genç potansiyelli az maliyetli bir oyuncu alıp Hasan Ali’yi yedekleyeceksiniz. Kadlec’e baktığınız zaman bu iki özelliği de karşılamıyor. Avrupa maçlarında aynı Ziegler gibi hep ilk tercih o oldu. Ama performansıyla hiç tatminkar olmadığını söylemeliyiz. Hasan Ali’nin bu mevkide 2 sezondur hakkı yeniyor bana göre. Kadlec’in bonservisine de 4 milyon gibi bir rakam verildiği göz önünde bulundurulursa söylediklerim ışığında hatalı bir transfer olarak göze batıyor.

Alper Potuk transferi başkan transferi. Plansız yapılmış, hem GS’ye transferde çelme takmak için hem de 6+4’ten az etkilenmek için yapılmış bir transfer. Holmen’in ise apar topar takımda 11 yabancı varken neden alındığını anlayabilmek mümkün değil. Onla da Aykut Hoca zamanında anlaşıldığı söyleniyor. Cevabını bulamadığımız karanlık bir menajer oyunu var gibi geliyor bana bu transferde. Yoksa Alper transferiyle iyice şişmiş orta saha rotasyonunu yeni bir yabancı ile doldurmak hiç mantıklı değildi. Holmen beğenmediğim bir oyuncu değil. Zaten transfer de FB’de alışık olmadığımız şekilde bedelsiz yapıldı. Ancak mevcut kadroya baktığınızda forvet ve sağ bek mevkilerinizde ciddi eksikler varken o bölgeyi iyice doldurmak mantığa aykırıydı. Zaten 5 resmi maç yapıp yeni transferinizi oynatamamak ciddi şekilde ironik bir durum.

Gelelim Emenike’ye… Her transfer döneminde Fenerbahçe bir-iki oyuncuya kafayı takar ve transfer bitene kadar aynı oyuncuların ismini duyarız. Scouting sistemi ülkemizde hiç gelişmediğinden bu sadece Fenerbahçe için değil tüm kulüplerimiz için geçerli aslında. Bu transfer dönemini Emenike-Cardozo söylentileri ile geçirdik. Mutlaka oyuncuya ihtiyaç olunan, alınacak oyuncunun takımın temel taşı olacak bir pozisyon için  kamp döneminin tamamının transfersiz geçilmesi ciddi bir transfer hatası olarak karşımıza çıkıyor. 13-15 m. Euro gibi bir parayı gözden çıkarıp transferi zamanında yapamamak ciddi bir transfer başarısızlığı,,. Sonuçta Emenike alındı bu mevkiye. Takımı ile kamp geçirmedi. Arkadaşlarını tam olarak tanımıyor. Oynadığı 2 maçta bu uyumsuzluğu ciddi şekilde gördük zaten sahada da..


Son olarak transfer yapılmayan ve de yapılmayacak eksik bölgelere gelelim. Gökhan Gönül sezon sonu ameliyat geçirdi. Performansı ile yeri doldurulamayacak bir oyuncu belki ama iki sezondur yedeğinde bekleyen ve zaman zaman iyi de maçlar çıkaran Orhan Şam’da Kasımpaşa’ya verildi. Gökhan Gönül’ün Eylül ayının ortalarına doğru tam kondisyonla sahalara dönebileceği bilinirken bu mevkiye transfer yapılmadı ve Fenerbahçe sağ beksiz sezona girdi. Oynanan 5 resmi maçta bu bölgede yaşanan sıkıntı ve hala devam eden denemeler ortada.

Stoch’un ve takımda artık düşünülmeyen Krasic’in de takımdan ayrıldığı düşünülürse Fenerbahçe’de safkan bir kanat oyuncusu da kalmadı. Ana taktiğinizde, 11’inizde bu tarz oyuncuya ihtiyaç duymayabilirsiniz ama her takım 25 kişilik kadrosunda mutlaka adam eksilten oyuncuya ihtiyaç duyar zaman zaman. Bu bölgeye de transfer yapılmadı ve yapılmayacak gibi görünüyor.

Yabancı sınırlaması düşünüldüğünde farklı bir sıkıntıyı da dile getirmeden edemeyeceğim. Fenerbahçe’nin kadrosunda şu anda yerli bir forvet olmadığı gibi hücuma dönük ofansif, gol atacak, gol attırabilecek Türk oyuncu da yok. Eğer transfer yapılmazsa bu sıkıntı sezon boyu çekilecek ya da orta saha ve defansta bir yabancıdan sürekli fedakarlık edilip Kuyt-Emenike-Sow-Webo sürekli kadroda olacak. Bu da Alves ve Meireles'in sürekli kadroda olacağı düşünülürse Kadlec, Cristian, Yobo ve Holmen'i(?) unutmak demek.

Son söz yine nispeten iyi başlanan bir transfer sezonunun plansızlık ve yazının başında belirttiğim 4 temel nedenden dolayı iyi geçirilmediğini görüyoruz. Sırf bonservisleri düşündüğümüzde ise kulübün kasasından 30 m. Euro çıkacak. Gönderilen oyunculardan ise kulübün kasasına giren para yok ve de alındıklarında ödenen paralar da göz önüne alındığında(Sezer 4 m, Bienvenu 5 m. , Orhan Şam 3 m. , Stoch 8.m Euro) Fenerbahçe burada da ciddi zararda. UEFA’nın gittikçe sıkılaşan FFP politikası da varken ileride yaşanabilecek finansal sıkıntılar da düşündürüyor. Üstelik en ciddi para kaynağı Şampiyonlar liginden bu sene de uzakta kalınacağı düşünülürse…

Yazı planladığımdan uzun sürdü. Diğer takımlarımızla ile ilgili transfer değerlendirmesini daha sonra yaparız artık..

22 Ağustos 2013 Perşembe

Fenerbahçe : 2013 / 2014 Eksi 3 Maç Eşittir Umutsuzluk

YILDIZA DAYALI SİSTEM


Fenerbahçe uzun yıllardır belli bir ekole sahip. Ne o ekol? Alan daraltan, pas yapan bir sistem. Carlos Alberto Parreira'dan beri Fenerbahçe'nin içine işlemiş, üstünden atamadığı bir durağanlık. Daum'la update edilip biraz hayat bulmuş, ardarda şampiyonluklar kazanılmış, 2 defa da son maçta kaybedilmiş bir sistem. Avrupa'da Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final, Avrupa Ligi'nde yarı final getirmiş bir sistem. Ama genele bakıldığında Fenerbahçe'nin kanayan yarası. Yıldızlara odaklı bir sistem. Alex de Souza'ya odaklı bir sistem. Çünkü alan daraltıp geride beklediğiniz için hücumda işiniz yıldızlarınızın bireysel becerisine bakıyor. İşte bu yüzden Alex de Souza büyük futbolcuydu. Fenerbahçe, Alex de Souza varken kazandığı tüm başarıları onun sayesinde kazandı. "Alex'in ayağına bakan takım" yakıştırmaları bu yüzdendi işte. Bu yüzden hala özleniyor. Onu unutturacak bir sisteme geçemedi Fenerbahçe.


DEVLER LİGİNE VE LİGİN DİBİNE KARŞI AYNI KADRO, AYNI DÜZEN


Fenerbahçe bir sezonda yaklaşık 50 maç yapıyor. Bunların 40 tanesi kendinden kat ve kat daha zayıf rakiplere karşı. 5 tanesi denk rakiplerle, 5 tanesi de çok güçlü ekiplerle. Fenerbahçe bu maçların hepsine aynı düzende çıkıyor. İşte Fenerbahçe'yi zorlayan en büyük etmen bu. Konyaspor'a da, Galatasaray'a da, Arsenal'e de aynı düzende... Fenerbahçe'nin bundan kurtulması lazım. Fenerbahçe taraftarı artık değişim istiyor.

Fenerbahçe'nin elindeki kadro Türkiye'nin en güçlü kadrosu. Sağ beki en iyi. Sol beki en iyi. Defans ikilisi dünya çapında. Forvetleri dünya çapında. 3 kişilik ortasaha düzeni içinde tam 8 tane ortasaha oyuncusu var Fenerbahçe'nin. Kadrosundaki oyuncular ya Türkiye'nin pozisyonundaki en iyileri, yada dünya çapında kalitesi olan yıldız isimler... Fenerbahçe saldırmak zorunda. Kimliği bu olmalı. Defansını ortasahaya yakın kurup oyunu rakip yarı sahada oynamalı. Kadro yapısı nasıl olursa olsun Fenerbahçe sahaya bu mentalite ile çıkmalı. Fenerbahçe taraftarı 10 küsür senedir geride bekliyor, rakibi karşılıyor. İsyanı buna.


NEDEN ERSUN YANAL?


Ersun Yanal tercihindeki en büyük neden onun hücumcu kimliğiydi. Yoksa geçmişine bakacak olursak herhangi bir başarısı yok. Ama başarılı olabilme potansiyeli çok yüksekti. Önde basan, savunmasını orta sahaya çıkaran, hücum sırasında top kaybedildiğinde yumusak faullerle kontra kesen bir sistemi vardı. Ama Fenerbahçe'ye gelen takımı geride bekletiyor! İnanılır gibi değil.

Bunun sebebi yorgunluk da değil. İnsanlarda şöyle bir yanılgı var. Kondiyonu olmayan takımlar geride bekler, çıkamaz. YANLIŞ. Savunma yaparken, geride beklerken gösterdiğiniz efor HEP DAHA FAZLADIR. Nitekim dün Fenerbahçe, Arsenal'den daha fazla koşmuş.

Neyse...

Galatasaray, Konya ve Arsenal maçları artık geride kaldı. Benim Ersun Yanal'dan istediğim tek sey var : Onu Fenerbahçe'ye getiren mentaliteyi uygulaması...
  • Defansı ortasahaya çıkar. 
  • Oyunu rakip yarı sahaya yık. 
  • Bekir'le, Topal'la, 45 dakikalık Emre'yle bu iş olmayacak. Daha atletik oyuncularla oyna.
  • Kadlec için, Hasan Ali Kaldırım'ı harcama! 
  • Bekleri ortasahaya çıkar, forveti üçle.
  • Sow'dan sol açık, Salih'ten önlibero yaratma. Herkesi yerinde oynat.
  • Daha iki yönlü oyuncularla oyna.
  • Gol yemekten korkma ve SALDIR.
Bu taraftar inanın gol yemekten korkmuyor. Saldıran, ısıran, gol için mucadele eden takım görmek istiyor, geride yememek için mücadele eden değil. Arada bir yenilecek 2-3 gol üzmez onları. Zaten onu Fenerbahçe'ye yapabilecek kaç takım var ki? Korkmanın hiç alemi yok. 

Mert Günok (Volkan)


Ofsayt çizgisi-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------               
         Yobo                      Bruno Alves      
Ortasaha Çizgisi---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Gökhan Gönül                                      Meireles                             Hasan Ali Kaldırım

              Alper Potuk                Salih Uçan          


Kuyt                     Emenike                   Sow

Ersun Yanal'ın benim yukarda çektiğim 2 çizgiyi çekmesi lazım. Nitekim geçmişinde bu var. Ben sadece hatırlamasını istiyorum. Onu Fenerbahçe'ye getiren 2 çizgi bu.

  1. Santranın Fenerbahçe alanına bakan dilimindeki ofsayt çizgisi
  2. Stoperler hariç 8 oyuncunun da rakip alanda olduğu ortasaha çizgisi
Nokta.

26 Mayıs 2013 Pazar

Fenerbahce 2012-2013 Sezon Değerlendirmesi (Bölüm-1)


Fenerbahçe bundan sonra ulaşılması zor olan 64 maçlık bir sezonu geride bıraktı. Fenerbahçe’de hedef her zaman şampiyonluktur. Ancak sezon başında biri gelip UEFA’da yarı final oynayacak, Türkiye kupasını kazanacak ve ligde de ikinci olacaksınız dese çoğu Fenerbahçeli neden olmasın diyebilirdi. Yalnız bir anti parantezle çoğu da alınacak 61 puana tepki verirdi.
Kısacası Fenerbahçe başarısız bir sezon geçirmedi. Ancak bazen taraftarını ciddi şekilde üzdüğü, yaraladığı dönemler de oldu. Bu yazıda “Yönetim, Teknik Direktör ve futbolcular” olmak üzere üç bölümde Fenerbahçe’nin 2012-2013 sezonunu irdeleyeceğim. Balık baştan kokar misali önce Aziz Yıldırım ve yönetim sonra Aykut Kocaman değerlendirmesi ve üçüncü bölümde de teker teker futbolcu değerlendirmelerini bulacaksınız yazılarımda.


Yönetim

3 Temmuz sürecinden sonra yapılan kongrede yönetim de ciddi bir revizyon yaşandı. Özellikle şike sürecinin öne çıkan isimleri olarak göze çarpan, Ali Koç, Nihat Özdemir, Cihan Kamer gibi isimler yeni yönetimde görev almadılar. Şike sürecinde uzun süre hapishanede yatan Aziz Yıldırım başkan, İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu’da yine asbaşkan olarak yönetimde yer aldı. Futbol şube sorumlusu ise önceki yönetimde olduğu gibi Aziz Yıldırım’ın kardeşi Ali Yıldırım oldu.



Bir kulüp yönetiminden en büyük beklentileriniz transferleri zamanında gerçekleştirerek iyi bir kadro kurulması, kriz zamanında ortaya çıkarak problemlerin çözülmesi, kulübün hakkı yendiğinde duruma müdahale etmesidir çoğumuza göre. Bu söylediklerimi teker teker değerlendirdiğinizde yeni Fenerbahçe yönetiminin bu konuların tamamında sınıfta kaldığını görüyoruz.

 Emre Belözoğlu’nun gidişinden sonra takımın en çok oyuncuya ihtiyacı olan orta saha bölgesine şampiyonlar liginden elendikten sonra Raul Meireles takviyesi yapıldı. Yobo ve Krasic’te çok geç transfer edildi. Yapılan bu plansız ve geç transferler sezon başında ciddi puan kayıplarına neden oldu ve Fenerbahçe’ye şampiyonlar ligine mal oldu. Bu dönemde açığa çıkan ve daha sonra Aziz Yıldırım ile yönetiminin de çok yanlış politikalarıyla içinden çıkılmaz bir hale gelerek Alex’i çubukludan koparan süreç takımı derinden yaraladı. Dünyanın her yerinde egosu yüksek futbolcular ile teknik direktör arasında sorun yaşanabiliyor. Ancak bunu çözmek başta futbol şube sorumlusu olmak üzere yönetime düşer. Başta başkanın kardeşi Ali Yıldırım olmak üzere yönetim bu krizi çözmekten çok daha da büyümesine neden oldu. Fenerbahçe tarzı kulüplerde futbol şubesinin profesyonel özerk bir yapısı olması gerekiyor. Aziz Yıldırım’ın kardeşinin yönettiği bir futbol şubesi bu misyondan çok uzak…

Krizlerle biten sezonun ilk yarısından sonra ikinci yarının başında da ciddi bir transfer başarısızlığı yaşandı. Abdullah Kiğılı’nın kampa 3 transferle gireceğiz açıklaması taraftarı beklentiye soktu. 1 ay Belhanda’nın peşinden koşulduktan sonra transferin son gününde Emre, Webo ve Ziegler takviyeleri geldi. Fenerbahçe bu süreçte 5 puan daha kaybetti.


Geçen sezonlarda Aziz Yıldırım’la beraber gerektiğinde basına doyurucu açıklamalarda bulunan, müdahale eden yönetici sayısı fazlaydı. Ancak Ali Koç, Nihat Özdemir gibi yöneticilerin yeni yönetimde yer almaması İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu’nun süreçten ciddi şekilde etkilenerek geriye çekilmeleri ortalığı sadece Aziz Yıldırım’a bıraktı. O da yaşadıklarının etkisiyle zaman geçtikçe daha saldırgan, daha gergin bir görüntüye büründü. Bu tavrı da kulübe yarardan çok zarar getirdi, problemleri çözemediği gibi daha da büyüttü.

Ben Fenerbahçe yönetiminin yeniden ciddi bir revizyona ihtiyacının olduğunu düşünüyorum. 


8 Nisan 2013 Pazartesi

Bir Yıldız Doğuyor Vol.2


“….Salih’in oynadığı merkez orta saha pozisyonu için gerekli temel özellikleri; ilk kontrol, pas kalitesi, kararlılık, soğukkanlılık, top kapma gibi sıralayabiliriz. Salih’te bunların hepsinin ortalama kalitenin üzerinde olduğunu görüyoruz. Şu an kadroda olan diğer orta sahalarla karşılaştırıldığında gerektiğinde driplingi de olan, basıp adam geçebilen bir oyuncu.  Fizik kalite olarak da genç yaşına rağmen hiç zayıf görüntü vermiyor….”


Bugünkü yazıma 22.12.2012 tarihinde yazmış olduğum “Bir Yıldız Doğuyor: Salih Uçan” başlıklı yazımdan bir alıntıyla başladım. Yazının tamamını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.



Salih Fenerbahçe’ye ilk geldiği günden beri kendini belli eden bir oyuncu. Bence en büyük artısı öz güveni. Onda olup da yaşıtlarında olmayan ve onu diğerlerinden ayıran yegane özellik bu Salih’te.. Top kaptırsa da hatalı pas verse de asla vazgeçmiyor. Kendinden ve yeteneklerinden emin… Sonuçta illa ki olması gerekeni yapıyor ve bir şekilde oyuna etki etmeyi başarıyor



Salih Uçan 1994 doğumlu… Fenerbahçe’de bu sezon toplam 20 resmi maça çıktı bu maçlarda 4 gol attı Salih. Kendisinden asıl beklenen ilk etapta skor katkısı olmasa da bu skor katkısını telafisi olmayan çok kritik maçlarda yapması takdire şayan.


Bu sene ülkemizde U20 Dünya Şampiyonası düzenlenecek. Salih burada da boy gösterecek. Bu turnuvada Salih milli takımımızla birlikte son haftalardaki performansı gösterirse bence onu Fenerbahçe’nin elinde tutması da çok zorlaşır. Elit Avrupa kulüplerinin tamamının merceğinde olan bir turnuva ve Salih’in bu yeteneklerle gözden kaçma gibi bir şansı yok bana göre.


Attığı gollerde tüm takımın tepkisi, Salih’e verilen destek ayrı bir keyif sebebi. Yerine oynadığı yedek oyuncular dahil herkes onu bağrına basıyor. Dünkü muazzam 2. Golünden sonra Webo’nun iki kolunu yana açarak “yok artık” dercesine verdiği tepki görülmeye değerdi.




Artık Salih “Bir Yıldız doğuyor.” yakıştırmasını bir üst seviyeye taşıma aşamasına geldi. Bu aşamada en önemli olan mental olgunluk onda fazlasıyla var. Allah sakatlık vermesin. Türkiye uzun süre sonra parıl parıl parıldayan bir yıldıza kavuşmak üzere. Maaşallah diyelim, nazar değmesin.





11 Mart 2013 Pazartesi

Türkiye’de Taraftarlık / Mircea Kocaman



Türkiye’de Taraftarlık


Burada işler 3 şekilde yürür. Doğru şekilde, yanlış şekilde ve benim istediğim şekilde. “ Bugünkü yazıma 1995 yapımı Casino filminin unutulmaz repliğiyle başladım. Türk futbolunun şimdiki durumu bu sözü bir kez daha anımsattı bana.

Türk futbolunda uzun süredir TFF ve MHK temelli bir yönetim boşluğu var. Olaylara net tepkiler, aynı standartta cezalar veremiyor maalesef futbolumuzu yönetenler. Öyle olunca da sahada futbolcu, soyunma adasında teknik direktör, başkan kendi istediği şekilde yönetmeye çalışıyor futbolumuzu… Hemen hemen her hafta canı yanan bir kulübümüz haddini aşan, sert bildiriler yayınlıyor. Her geçen gün işler daha da kötüleşiyor ve futbolumuz hızlı bir şekilde kaos ortamına sürükleniyor.



Taraftarlık ülkemizde kendi takımının eksisini asla konuşmamak, tuttuğun takımın başkanını, futbolcusunu, hocasını yanlış bir şey yaptığında kesinlikle eleştirmemek olarak algılanıyor. Rakip takım lehine hatalı bir karar gördüğümüzde ortalığı ayağa kaldırıp demediğimizi bırakmazken, kendi takımımızın başına aynı durum geldiğinde kafamızı kuma gömüyoruz. Eğitimli, eğitimsiz, fark etmiyor insanlar taraftarlık söz konusu olduğunda kendini kaybediyor.

Somut olaylarla devam etmek sanırım daha iyi olacak. Bir Galatasaraylı Fatih Terim’in Ordu maçında  yaptıklarını eleştirebilmeli.. Aynı şekilde bir Fenerbahçeli de Aziz Yıldırım kaynaklı dün soyunma odası koridorlarında yaşananlara tepkisiz kalmamalı. Aslında asıl önemli olan bunlara hak edilen cezaların verilip verilmediği… “Bundan sonra yapılan eylemlerde hak edilen cezalar verilebilir mi?” sorusu…


Ben bir Fenerbahçeli olarak her ne olursa olsun önceki yaşananlardan bağımsız, “rakibime hak ettiği cezayı verdiler mi sanki” demeden Aziz Yıldırım’ın dün devre arasında yaşananlardan dolayı en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyorum. Eğer bir şeylerin gerçekten düzelmesini istiyorsak işe önce kendimizden başlamalıyız.
                                                                       ***
Mircea Kocaman

Yakın tarihte Türkiye’ye gelmiş en sağlamcı teknik direktör kim derseniz çoğu kişi düşünmeden Mircea Lucescu diyecektir. Lucescu ilk önce skoru korumayı düşünen yemeyim de bir tane atarım nasıl olsa diyen, kontra atağa dahi çok fazla baş vurmayan bir teknik direktördü. Ülkemizde çok büyük izler bıraktı. Özellikle Victoria’lı, Perez’li, Flerquin’li Galatasaray’la şampiyonlar liginde yenilmeyen bir takım yaratması Türk futbol tarihinin en önemli başarılarından bana göre..



Sağlamcılık açısından ben Aykut Kocaman’ı özellikle son dönemde yaptıklarıyla Mircea Lucescu’nun tahtına aday gösteriyorum. Forvetsiz bitirilen maçlar, 2 farklı öndeyken orta saha çıkarıp stoper alınması gibi konular bana bunu söyletiyor. Şahsen bu benim ve benim gibi pek çok futbolseverin de pek benimsemediği bir tarz. Ancak teknik direktör benimsediği yöntemle kalıcı başarılar elde ediyorsa saygıyı da fazlasıyla hak ediyor demektir.


Aykut Kocaman Fenerbahçe’nin başında şu ana kadar yaptıklarıyla başarılı bir teknik direktördür. Altını çiziyorum sadece teknik direktördür… Yan görevlerle uğraşmadan görevini hak ettiği şekilde yapmasına izin verilmeli ve sadece bu göreve devam etmeli ilerleyen zamanda bana göre.. Avrupa’da da kendi yöntemleriyle bu sene kalıcı başarı elde etmesini gönülden istiyorum. Yolu yarıladı, umarım sonunu da getirir ve hepimizi mutlu eder.

4 Mart 2013 Pazartesi

Ağır Darbe


İnönü’de dün nefes kesen bir 90 dakika vardı. Beşiktaş’ın kaos futboluna Fenerbahçe’nin daha bilinçli, organize ataklarla karşılık verdiği bol pozisyonlu müthiş bir derbi izledik. Kazanan 90+3’te de olsa FB’yi son dakika kendi kaos taktiğine uyduran BJK oldu.

Öncelikle BJK’yi ligin şu dönemine kadar gösterdiği performanstan dolayı tebrik etmek lazım. FEDA senesinde gösterdikleri performans her şeye rağmen takdire şayan... Ligin sonunu getirebilmeleri bence çok zor ama bu kadarını bile sanırım kimse beklemiyordu. Tabii sezon başından beri takımı sırtlayan Fernandes’i de unutmamak lazım. Dün de bana göre sahanın yıldızıydı. Ligin en kaliteli, takımına en çok katkı veren orta saha oyuncusu. 

Gelelim Fenerbahçe’ye… Son haftalardaki toparlanmanın etkisiyle dün sahada yine ne yaptığını bilen bir takım vardı. Arzu, istek üst düzeydeydi. Öne geçilmesine rağmen skor korunamadı. Son dakikadaki kornerde takımın beraberliği kabul etmeyip kontrolsüz ileri çıkması sonucu da mağlubiyet geldi.
Dün oynanan futbol ve maçın gidişatını baktığınız zaman Fenerbahçe futbolun içinde olabilecek kabul edilebilir bir mağlubiyet aldı. Kabul edilemeyen ise ligin ilk yarısında ve evinde kaybettiği puanlar... Son senelerde Fenerbahçe’nin Kadıköy’de açık ara en çok puan kaybettiği sezonu yaşıyoruz.

Dünkü maç özelinde teknik direktör penceresinden bakacak olursak 2 hocanın da belirgin şekilde oyuna müdahale ettiğini görüyoruz. Maçtan önce Beşiktaş’ın sol kanat savunmasında ciddi sıkıntılar yaşayacağını düşünüyordum. Beklenen gibi de oldu ve Gökhan Gönül ve Kuyt o kanatta çok etkili oldu. Ta ki Samet Aybaba oraya Emre Özkan’ı alana kadar. Maçın başındaki Gökhan Süzen tercihi tartışılabilir ancak 59. dakikadaki Emre Özkan değişikliğinin Beşiktaş sol kanadına ilaç gibi geldiğini söylemek lazım. Emre hem 2. Golü hazırladı hem de çok kritik atakları kesti. Veli-Oğuzhan değişikliği de çok yerindeydi. Oğuzhan oyuna girdikten sonra Fernandes’e yardım eden yegane oyuncu oldu ve takımının oyunu rakip sahaya taşımasına yardımcı oldu.

Spor basını ortak bir dille Fenerbahçe’nin 4-4-2 oynaması konusunda eleştiri yapıyor bir süredir. Aykut Hoca maçın 70. Dakikasında radikal bir şekilde 2 oyuncu değişikliği yaparak 4-4-2’ye döndü. Burada amaç BJK’yi kanatlardan iyice yıpratıp, pozisyon bulmaktı. Caner’in oyuna girmesiyle sol kanat daha etkili kullanılmaya başlandı ancak girilen 2 net pozisyon değerlendirilemedi.

Sonuç olarak son dakikada yenen golün Fenerbahçe’ye ağır bir darbe indirdiğini söylemek lazım. Hem futbolcular hem taraftarlar büyük hayal kırıklığına uğradı. Yazının başında da belirttiğimiz gibi Fenerbahçe’de geç yapılan transferler ve yönetilemeyen sunni krizler elden kaçan şampiyonlar ligi biletine ve bugün lider Galatasaray’ın 7 puan gerisine düşülmesine neden oldu. Takım oturduktan sonra başlanan ve krizlere nispeten daha az boğuşulan Avrupa ligi ve Türkiye kupasında ise takım iyi performans sergiliyor.

25 Şubat 2013 Pazartesi

Ufuk Göründü


Dün Kadıköy’de 3 haftadır izlediğimiz gibi yine bir kader maçı izledik. Ancak bu sefer bir şeyler farklıydı. Takım evinde oynuyor, taraftar son 2-3 aydır göremediğimiz şekilde takımını tek bir ağızdan itici güç olarak destekliyordu. Taraftarın asli görevi de bu değil midir zaten? Ancak kötü sonuçlar, yönetim hataları taraftarı asli görevini yapmaktan alı koyuyordu. Neyse ki dün gece özelinde Fenerbahçe’de tam olarak taraftar-takım-yönetim birlikteliği sağlanmış görünüyor.

Dünkü maç aslında henüz ilk dakikada genel golle tepkiye müsait bir ortam yarattı yine. Ancak takımın iştahı ve arzusu ile tetiklediği taraftar desteği Kasımpaşa’yı boğdu. Girilen sayısız pozisyon son dakikalarda hakemin de biraz tartışmalı penaltısıyla taçlandı ve takım net bir skorla sahadan başı dik ayrıldı.
Devre arasında yapılan transferlere ben dahil burun büken pek çok Fenerbahçeli oldu. Şahsi fikrimi transferlerden sonra twitterda da dile getirdim. “Fenerbahçe ihtiyacı olan mevkilere transfer yaptı. Ancak Ziegler hariç doğru isimler alınmadı.” Yorumum bu şekildeydi. Ancak kısa vadede alınan 3 isim de çok ciddi katkı verdi.


İlk yarıda kaybedilen puanlar lig için takımı öyle bir hale getirmişti ki ikinci yarı hemen her maç final havasında geçecekti. Devre arasından sonra başlayacak bu final maçlarında takıma anında katkı yapacak isimler gerekiyordu. Ve uzun süre transfer beklentilerinden sonra Webo, Emre ve Ziegler takıma katıldı. Bu 3 isimin ortak özelliği ligimizi ve Fenerbahçe’yi çok iyi bilmeleriydi. Bu nedenle adaptasyon sorunu yaşamadılar ve takıma direk katkı yaptılar. Fenerbahçe’nin belki geleceğini kurtarmayacaklar ama bugününe kayda değer  katkı yaptılar. 
Peki hemen akabinde insanın aklına şu soru geliyor. “Fenerbahçe için mevcut durumda amaç günü kurtarmak mı olmalıydı yoksa geleceği mi düşünmek?” Bu soruyu da bence şöyle cevaplamak mümkün. Uzun yola çıktınız. Arabanız yolda yalpalaya yalpalaya gitmeye başlıyor. Kafanızdaki ilk şey arabaya gerekli müdahaleyi yapıp, ilgili parçaları değiştirip yola sokmak mıdır? Yoksa hem değiştirmesi zaman alacak, hem de 500 km’den sonra açılacak sıfır bir motor mu takmaktır. Belhanda Fenerbahçe için sıfır motordu ne zaman randıman vereceği belli değildi. Tercih edilmedi. Belki onu alırsanız maliyetinden dolayı asıl gerekli bazı parçalar eksik kalacaktı. Şu anda araba yapılan müdahaleyle kısa sürede tam randımanlı yoluna girdi. 3 kulvarda yoluna devam ediyor.

Günü kurtarmadan geleceğe her zaman umutlu bakamazsınız. Gözünüzün önündeki pusu, sisi dağıtmadan ufuk görünmez. Fenerbahçe pusu, sisi dağıttı. Şimdi ufka bakabiliyor. Hedef orada… Tek yapmak gereken çıktığın yolda hiç geri adım atmamak ve taraftarın, teknik heyetin, yönetimin, futbolcuların her maçı final gibi görmeye devam etmesi...