20 Mart 2015 Cuma

BRUGGE MAÇI SONRASI FENERBAHÇE MAÇI ÖNCESİ



4 gün önce alınan 5 gollü Erciyes galibiyeti Biliç’e bu maçta da 4-4-2 ile oynarsam golü erken bulabilirim ve maçı erken koparabilirim izlenimi uyandırmış olsa gerek ki bu şekilde bir diziliş ile sahaya çıktı ki bence de düşünülebilir bir taktikti. Brugge üstüne gelmeyeceğini düşünen Biliç kapalı savunmayı açmak için 2 forvet + Olcay ile kenarlardan gelecek G Töre Opare ve Motta ile golü erken bulurum düşüncesine hakimdi. Fakat futbol sahada oynanmadan kazanılmıyor ilk yarıda istenen ataklar bir türlü gerçekleşmedi ve rakip 3-4 tane kontra yaptı. Oyun planı tutmayan bir TD’nin oyuna müdahale etmesi için ne olması gerekir?? Koca bir ilk yarıyı boşa geçirmen yeterli bir done değil midir? Biliç için değilmiş… İkinci yarı Motta’nın müthiş golüyle başlamışsın ve rakip artık açılmaya başlamış ilk yarıda birçok kontra vermişsin ve senin takımın 2 senedir takım savunması yapmasını bir türlü öğrenememiş ve sen hala oyuna müdahale etmiyorsun orta sahanda top tutamıyorsun ve orta sahada top tutabilecek ve top kapabilecek adamı yanında oturtuyorsun. Atiba yada Oğuzhan’ın oyuna en geç 55. Dakikada oyuna girmesi gerekiyordu. Hadi bunu yapamadın. 61 dakikada Tolga’nın müthiş hatası sonrası yediğin golden hemen sonra çift forvete devam edebilirsin ama sahada gezinen Pektemek’i çıkartmak bu kadar mı zor? 60. dakikada bu takımın 4-4-2 için biraz çalışması gerektiğini görmeli ve takımın ezberlediği 4-2-3-1’e dönmek gerekirdi diye düşünüyorum çünkü benim fikrim 2 forvet her zaman çok gol atacaksın demek değildir. Takımın ezberlediği oyun sistemi ile oynamak daha mantıklı olabilirdi.



Golden sonra taraftarında takımı yalnız bırakması ve Biliç hatasını devam ettirmesi ile takım çöktü ve çok rahat bir şekilde geçebileceğimiz UEFA çeyrek finali başka bahara kaldı. Oyuncuların bireysel performansına bakacak olursak Tolgay dışında normal performansının üstüne çıkan bir oyuncu yok iken Franco, Necip, Olcay ve Tolga berbat oynadılar. Demba ba’nın haftalardır süren düşüşü devam etti.


fenerbahçe beşiktaş ile ilgili görsel sonucu

Gelelim Fenerbahçe maçına Beşiktaş son 4 – 5 yıldır lige çok hızlı girer. Lig ilerledikçe derbi ve Avrupa mağlubiyetleri ile takımda bir düşüş başlar geçen seneyi hatırlar herkes ilk 4 hafta fırtına gibi Beşiktaş 5. Hafta GS mağlubiyetini demoralizasyonunu 5-6 hafta yaşadı sonra yeniden kendine geldiğinde Fenerbahçe ve Galatasaray sezon başındaki kötü hallerinde değillerdi ve sen ne kadar kendini düzeltmiş dahi olsan yine derbi maçlarda tökezledin ve çok rahat bir şekilde 2. bitirebileceğin ligi 3. bitirdin.


Bu sene durum biraz farklı ligde hem GS hem de FB kötü dönemler geçirirken biz kazandık biz kötü günler geçirirken onlar kazandı. Artık kader haftaları geldi en az hata yapan ligi kazanacak. Ama benim Biliç’e olan inancım bitti. Her kırılma maçında oyuna etki edemedi ve kırılma maçlarını kaybettirdi. Önümüzde iki tane kırılma maçı var bakalım bu maçlarda ne yapacak. Benim fazla güvenim kalmadı ve başarabileceğini sanmıyorum inşallah beni yanıltır. Bu sene bu takım iki derbiyi kaybetse dahi şampiyon olabilir. Benim düşüncem derbideki oyunlara da bakarak sezon sonunda Biliç ile ilgili kararı vermek. Benim düşüncem Biliç derbileri kaybederse şampiyon dahi olsak gönderilmeli. 

15 Mart 2015 Pazar

ANKARA DEPLASMANI SONRASI ARTILAR EKSİLER

Buraları bayağıdır boşladık. Zirve yarışı kızışmışken bir iki şey karalayayım dedim. 

Geçen hafta  derbide her şeyiyle maça asılan galibiyeti iliklerine kadar isteyen bir  Fenerbahçe izlemiştik. Bu hafta derbide alınan galibiyet psikolojik olarak iyi yönde etkileyecek diye düşünüyordu herkes. Ancak maç başladığında aksine olumsuz etkilediğini gördük takımı. Mental olarak kafalar geçen haftada kalmıştı. Derbide sahanın yıldızı olup 3 kritik kurtarış yapan Volkan'ın yaptığı tamamen konsantrasyon odaklı bariz hataları başka türlü açıklayamayız sanıyorum.

İsmail Hoca 2 haftadır Diego ile başlıyor. Diego Fenerbahçe'nin bu sezonki çok şey beklenen tek transferi... Oyun tarzı ile aslında Fenerbahçe'nin ihtiyacı olan bir oyuncuydu Diego sezon başına döndüğümüzde. Ancak bu oyun tarzında Emre olmadığında onu yedekleyebilecek yada onun 11'deki yerini alabilecek bir rol oyuncusu gerekiyordu takıma. Diego gerek kariyeri, gerek şöhreti nedeniyle mental olarak baktığımızda bir rol oyuncusundan çok oyunun üzerine kurulacağı bir oyuncu olarak çıkıyordu karşımıza. Bir rol oyuncusu olAmayınca da beklenen katkı alınamadı ve bu gidişle alınamayacak da...


Diego, Emre ile birlikte 11'de olduğunda kadroyu ona göre şekillendirmek gerekiyor. Geçen hafta derbideki 11'de, Gençlerbirliği 11'i de bence Diego varken doğru 11'ler değildi. GS maçındaki arzu ve hırs zaafları olan takım kurgusunu tolere etti ama bu akşam Ankara'da aynı iştah sahada olmayınca defolar tamamen ortaya çıktı. 

İki haftadır doksan dakika boyunca oyunun da gidişatı nedeniyle Meireles oyuna dahi giremiyor. Ancak gelecek hafta Beşiktaş'a karşı önceki sabıkalarından dolayı kırmızı kart potansiyeli olsa da mutlaka 11'de başlaması gerekiyor. Meireles'in FB'deki 3. sezonu bu ve Meireles-Emre-Topal üçlüsü aşırı derecede birbirlerine alışık bir üçlü haline geldiler. 

Bir paragraf da Emenike'ye açalım. Sezonun açık ara en büyük hayal kırıklığı... Futbolu bu sezon resmen geriye gitti. Bir futbolcu eğer üst düzeyde oynuyorsa mental olarak özelliklerinin farkında olmalı. Emenike aşırı derece de güçlü, çabuk hızlanan bir forvet oyuncusu. Emenike'ye isim yaptıran 10 milyon Euro'ya transfer ettiren bu özellikleri. Ancak Emenike bu sezon bu özelliklerini tamamen unutmuş gibi oynuyor. İnce Alexvari ara pasları atmaya çalışan, ayağını topun üstünden geçirerek birebir de sürekli adam eksiltmeye çalışan bir Emenike izliyoruz ve ısrarla da bu tarzda oynamaya devam ediyor. Dolayısıyla da alıştığımız Emenike'nin yerinde yerler esiyor. İşin ilginci İsmail hoca da kulubede her zaman hazır kıta bekleyen Webo varken inatla Emenike'ye tahammül ediyor.



Son olarak bu akşamki maça dönersek FB Ankara'dan ağır yaralı dönüyor. Önümüzdeki hafta telafi edilebilecek bir derbi var. Ancak bu sefer doğru 11'le çıkmak gerekiyor. İsmail Hoca artık Emenike takıntısından vazgeçmeli. Diego'yu da yanına oturtmalı.

21 Ağustos 2014 Perşembe

PASSOLİG VE E-BİLET


6222 Sayılı Sporda Şiddet Ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanuna ilişkin yapılmasını en çok beklediğim uygulama E-Biletti. Bunu belirterek yazıya girmemin sebebi ben E-Bilete karşı biri değilim; fakat PASSOLİG karta karşıyım. Son günlerde TV’lerde çokça görmeye başladığınız PASSOLİG kart reklamı (E-bilet reklamı değil o bence) bu yazıyı yazma isteğimi daha da arttırdı.






Bir Beşiktaş taraftarı olarak herhalde en çok benim stadyumda maç izleme hakkım gasp edilmiştir. Her sene en az 5 maç sahası kapalı bir takım taraftarı olarak 6222 sayılı yasanın uygulanmasını en çok isteyenlerden biriyim. Ülkemizde her kanun sadece teoride kaldığı pratiğe dökülemediği için 6222 sayılı yasa ile de uygulanması gereken birçok ceza hala uygulanmamıştır.

Nisan 2014’te yine Beşiktaş’ın şansına bir BJK-FB maçı ile E-bilet uygulanmaya başlandı. O zamanı hatırlatmak gerekirse ligin son haftaları yaklaşırken FB kazanması durumunda şampiyonluğunu ilan edecek BJK kazanması durumunda Şampiyonluk için şansı devam edecek ve lig 2.’liği için önemli bir avantaj yakalayacaktı. Bu atmosferdeki bir maçta Beşiktaş taraftarının 80.000 kişi ile Olimpiyat Stadyumu’nu doldurması beklenirdi, fakat PASSOLİG adı verilen bir karta E-Bilet’in yüklenmesi zorunluluğu getirilmişti. Nisan başından itibaren yapılan bu zorla kart satma baskısı tabi ki muhalifliğiyle tanınan Beşiktaş taraftarı tarafından hoş karşılanmamış ve BJK-FB maçı 30.000 kişiye oynanmıştı.

Nisan 14'te oynanan derbi maçta tribünlerden bir görüntü



2014-15 sezonunun başlamasına 10 gün gibi bir süre kaldı. Şu anda Türkiye genelinde dağıtılan PASSOLİG sayısı 190.000 civarında bunun takım ortalaması 5.400 civarına gelmekte Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzon’u çıkardığımızda geriye kalan 32 takımın ise toplam kart sayısı 100.000 civarına gelmekte ve bu rakam takım başı 3.000 civarı PASSOLİG kart yapıyor. Burdan anlaşılan Konya’ya yapılan 42.000 kişilik, Kayseri’ye yapılan 32.000 kişilik, Mersin’e yapılan 25.000 kişilik, Başakşehir’e yapılan 20.000 kişilik stadyumlara her maç 3.000-5.000 arası seyirci gelecek anlamına geliyor. Ligin başlaması ile bu sayıların artacağını düşünüyorum ama yine de gerçek futbol taraftarının boykota devam edebileceğini düşünüyorum. Sene sonuna kadar seyirci ortalamaları 7-8 bin bandının altında kalması durumunda, gelir kapılarının önemli bir kısmını oluşturan tribün hasılatlarında düşüş olan takımlarında bu sistemi değiştirmeye yönelik TFF’ye başvurması beklenebilir.

En başta da belirttiğim gibi benim itirazım E-bilet’e değil, gerçekten PASSOLİG reklamlarında da söylendiği gibi kimlik numaramı her yere veriyorum bu benim sinirimi bozan bir şey değil. Benim sinirimi bozan iki durum var ilki; kredi kartlarına yıllık aidat ödemediğim bir zamanda bana zorla üyelik aidatı ödetmesi, ayrıca çalışmadığım bir bankaya zorla müşteri yapması, ikincisi ise ben bir futbol sever olarak diğer takımların maçlarına gitmek istediğimde hayır sen X takım taraftarısın bu maça gidebilmek için o takımın PASSOLİG kartını çıkartman gerekir demesidir. Ayrıca değinmek istediğim bir konu da E-Biletin tribünde şiddeti bitireceği iddia edilirken, hala 3 büyükler arasındaki deplasman yasağının devam etmesinin E-biletin kendi içinde bir çelişki barındırdığını da göstermektedir.


Toparlamaya çalışırsam, E-Bilet yasanın getirdiği bir zorunluluk ve bence de Türkiye’de tribün terörünün bitmesi bakımından gerekliliktir. Fakat bunu uygularken birilerine rant sağlanması ve tribün terörünün bitirilmesi için herhangi bir çalışma yapılmadan e-bilet aynı zamanda toplu taşımada da kullanılacaktır tarzı bir reklam kampanyası yapılması bir çok taraftarın tepkisini çekecektir ve nitekim çektide. Bence olması gereken TFF’nin bir elektronik kart çıkartarak ya da birkaç bankayla anlaşarak kendi kredi kartlarını kullanarak o kartlara bilet yüklemesi yapılmasının sağlanması, ayrıca e-bilet sahibi kişinin hangi takımı tuttuğuna bakılmaksızın maç biletleri ya da kombine kartları alabilmesinin sağlanmasıdır.